Her şehrin kendi efsanesi var...İstanbul, Ankara, İzmir ve diğer

Her şehrin kendi efsanesi var...İstanbul, Ankara, İzmir ve diğerleri



     Binlerce yıllık tarihinde çeşili uygarlıklara beşiklik eden Anadolu, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra mitolojik zenginliğiyle de insanoğlunu hayran bırakacak özellikler taşıyor.
     ''Rüyaların yaşanacağı'' ülke olarak nitelendirilen Türkiye'de, birçok kentin kuruluşuyla ilgili ilginç efsaneler bulunuyor. Kültür Bakanlığı'nın internetteki sitesinde, Türk Mitolojisi bölümünde şehirlerle ilgili bu ilginç efsaneler yer alıyor.
     İstanbul, Ankara, gibi büyük şehirlerin yanı sıra 39 kentimizle ilgili efsanelerden bazıları şöyle:

     Rüya şehir İstanbul
     Megaryalı Bizans, kendi kabilesi için bir şehir kurmak ister ve fikrini almak üzere Delf kahinine başvurur. Aldığı cevap kısa ve kesindir: ''Bu şehri, Körler Ülkesi'nin karşısına kur!'' ''Neresidir bu Körler Ülkesi'' diye fazla düşünmez Bizans. Aramaya karar verir. Aylar sonra Sarayburnu'nun bulunduğu yere gelir.
     Boğaz'dan Kadıköy'ün yerinde bulunan şehri seyreder ve kendi kendine sorar:
     ''Bu şehri neden benim bulunduğum güzel yerde kurmamışlar da karşıki çorak topraklar üzerine kurmuşlar? Bu adamlar kör mü?''
     Sonra birden, kahinin sözlerini hatırlar: ''Şehrini, Körler Ülkesi'nin karşısında kur!''. O an karar verir. Körler Ülkesi'nin karşısındadır. Kendisi şehri, Boğaz'ın yakasındaki yemyeşil yerde, yedi tepe üzerine kuracaktır. Şehir kısa zamanda Haliç'le Ligos Burnu üzerinde kurulur. Adı, kurucusuna mal ederek Bizans olur.

     Ege'nin incisi İzmir
     Bir zamanlar, Anadolu'yu kasıp kavuran, baskınlar yapan, şehirleri yağma ederek tüm erkekleri kılıçtan geçiren bir Amazonlar çetesi varmış. Bunlar, erkeklerin egemenliğinden kurtulmak için onlara isyan eden savaşçı kadınlarmış.
     Dal gibi vücutlu Amazonlar, atlara çıplak biner, oklarının yaylarına daha iyi çekebilmek için sağ göğüslerini kestirirlermiş. Bundan dolayı kendilerine memesiz anlamına gelen 'Amazon' adı verilmiş.
     İşte böyle bir Amazon çetesi, birgün Ege sahillerinde dört nal at koştururken, İzmir Körfezi kıyılarına gelmiş. Burayı çok beğenerek bir şehir kurmaya karar vermişler. Başkanlarının adı 'Zmirna' olduğu için, yeni kurdukları şehre de 'Zmirna' adını vermişler.

     Çapa şehri Ankara
      Bir zamanlar bölgeye hakim Frigya Kralı Midas'a rüyasında ilahi bir ses ''Durma, kalk. Topraklarında bir gemi çapası ara. Onun bulunduğu yere bir şehir kur. Bu şehir sana mutluluk getirecektir.'' diye seslenir. Sevinçle uyanan Midas, ülkesinin her tarafına adamlar salar, gemi çapasını aramalarını emreder, sonunda, bir gün Ankara Kalesi'nin bulunduğu tepelerde çapayı buldurtur, kısa zamanda da buraya bir şehir kurarak adını, gemi çapası anlamına gelen ''Anker'' ya da ''Ankira'' koyar. Gemi çapası, uzun yıllar bu şehrin tapınağında saklanır.

     Dadaşlar diyarı Erzurum
     Tarihte, kılıçla, kalkanla alınamayacak gibi görünen Erzurum Kalesi ilginç bir kale kuşatması ve esir mübadelesiyle ele geçirilir.
     Bu fetih şu hikayeyle süslenir:
     ''Türkler, kaleyi önce dört yönden kuşatırlar ve bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler; (Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de bizimkileri bırakın). Bu haber, kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta kaleye sokarlar ve burayı fethederler.''
     Erzurum Kalesi'nin güneyinde bugün bir Saat Kulesi, kulenin önünde de ''Kırklar Türbesi'' adıyla anılan küçük, sade bir yapı bulunmaktadır.

     "Cennet burası" olmuş Bursa
     Hazreti Süleyman, birgün Uludağ'ın tepesine koşmuş... Bir de ne görsün, bir yeşil ki bakmaya, bir suyu var ki içmeye, bin türlü meyvası var tatmaya doyum olmaz. Vezirine dönmüş, ''Cennet burası'' demiş. Kulağı ağır işiten vezir, padişahın bu sözünü 'Cennet Bursa' diye anlamış. Hemen mimarlara emir verimş, kısa süre içinde bir şehir kuruvermişler. O günden sonra buraya ''Bursa' denilmiş.

     Konya
      Bir zamanlar bu şehre 'Medüz' denen canavar musallat olmuş. İlahi Zeus'un kahraman oğlu Perse, Medüz'ün başını keserek şehri kurtarmış. Halk da Perse'nin bir heykelini şehrin meydanına dikmiş. Bundan sonra, şehrin adı, heykel ya da put şehri demek olan 'İkonium' olmuş. Selçuklu Türkleri, şehri zaptedip başkent yapınca 'İkonium' adı önce 'Kunniye' sonra da 'Konya' olarak değişmiş.

     Antakya
     Makendonya kralı Büyük İskender'in ölümünden sonra, O'nun şöhretli generallerinden Antiokos'un oğlu Selefkos, bir devlet kurmak üzere bugünkü Hatay iline gelmiş, devletin başkenti için münasip bir yer aramaya başlamış. Her taraf güzelmiş, bir türlü karar veremeyince Tanrı Zeus'a dua ederek bir mucizeyle şehrin yerini seçmesini dilemiş.
     Tam kurbanını kesip, mabede bıraktığı sırada, gökyüzünden bir kartal gelerek, kurbanın bir parçasını kapıp, deniz kenarına bırakmış. Kartal tekrar gelmiş, bu sefer de kurbanın geri kalan büyük parçasını kaparak Silpios dağının eteklerinden, Orante yani bugünkü Asi Nehri'nin sol kıyısına götürmüş. Selefkos, kartalın ilahi Zeus tarafından gönderildiğine hükmederek, önce deniz kenarında bir liman, sonrası Asi Nehri'nin sol kıyısını başkent yapmaya karar vermiş. Kısa zamanda şehrin inşaatını tamamlatmış ve şehre babasının adına 'Antiohia' demiş.

     Kütahya
     Dul bir kadının, çanak çömlek pazarına getirdiği, birbirinden güzel testiler, tabaklar, vazolar hem çok zarif hem de çok sağlammış. Pazara gelen alıcılar, kadının yolunu gözler, onun pişirdiği toprak kapları satın alabilmek için etek dolusu para harcarlarmış. Çanak çömlek esnafı nerdeyse iflas edecek duruma düşmüş. Toplanıp karar vermişler, ''Bu ince işçilik, bu sağlam çanak-çömlek, kadının hüneri değil, kullandığı çamurun eseri. Bizim çamurumuz iyi değil. Kadını izleyelim, nerden toprak alıyorsa biz de oradan toprak alalım'' demişler.
     Bir pazar dönüşü, yaşlı kadını gizlice izlemişler. Kadın gide gide, bugünkü Kütahya'nın bulunduğu yere gelmiş, küçücük bir tepeden heybesine toprak doldurmuş, geri dönmüş. Ondan sonra tüm çömlekciler buraya üşüşmüş ve atölyeler kurmuş, bir şehir yapmışlar. Adı, o günden sonra 'Seramorum' yani Seramik şehri olmuş.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !